esra balata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
esra balata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

iç ses evdeki ses değildir,sen bile değildir

2 y o r u m
-deliriyorum yavaş yavaş
-neden
-öyle hissediyorum
-nerden çıktı peki?
-hergün kendi kendime konuşmaya başladım,işten eve dönerken,yolda yürürken vb.
hatta içimde biri konuşuyor
-kim o sen misin?
-evet,tabiki,kendi sesimi durduramıyorum devamlı biri konuşuyor sanki,deliyorum işte
-hmm,peki bu ses senin senin mi yani
-evet günlük konuşma sesim
-ve hatta tonlaman?öyle mi?
-evet
-hehe,sesini değiştirirmişsin düşünsene
-nasıl?
-şimdi sen erkeksin ya iç sesin kadınmış mesela
-haha,ilginç olurdu tabi
-ilginç mi olurdu yoksa şizofreni böyle böyle...
-hahaha,aslında haklısın
-aslındası yok,derken iç sesler çoğalır ve perde açılır...
-off,ne acayip bişey insan
-daha kendi cinsini bile tam tanımayan evet
-en iyisi kafanı boşaltacabileceğin ortamlar kurmak doğru olan yani işte yoksa karakterler çoğalırsa sokak tiyatrosu yaparsın bir gün belki biz de seni izleriz
-delirirsin sokaklarda diyosun
-bilmiyorum,doğru seçimler mesela sevdiğin meslek vb.
-anladım sen hayatını doğru yaşamaktan bahsediyosun bana
-aynen
-zaten iç sesi de rahat bırak belki seni bir yere götürmek istiyordur,korktukça panik yapıcaksın öf işte korkma delirmezsin
-saol rahatlattın en azından,korkmak,babaannemin hikayesini hatrlattın;korku içine düşen bir yumurta gibi her gün büyür demişti,korkuyu ısıttıkça yumurta çatlar içinden kuş çıkar vücunun içinde uçmaya başlar ,korkun büyüdükçe,kuşun kanatları da büyür ve eğer sen onu salmazsan vücudunu ona kafes yaptıysan o da uçmaya çalışan dev kanatlarıyla içini acıtır.o yüzden bırakıcaksın,salıcaksın
-süper,güzel bir hikaye olmuş hih
-hoh
-ne iyi ettin de geldin
-ben gelmedim sen geldin
-sen kimsin ben kimim şimdi,hem
(hadii,yine kendi kendime konuşuyorum işte)
-daldın?
-hadi len,töbe tööbee




-ne diyodum?
0 y o r u m

0 y o r u m

poem

0 y o r u m
Dünyada;

ben bir tasarımcıyım ,yoktan var eden değilim.

Sonsuzlukta ve var oluşta;

ben birşeyim, peki yok olan kim?

Evrende;

dünya evim ,onu parlatan benim.

Evim;

tıpkı diğer yıldızlar gibi uzaktan da fark edilsin.

Çünkü;

bana doğru gelinsin isterim..

Neden;

O gücün ruhundan gelenleri görmek istemeyeyim,yoksa herşeye bir son mu vereyim.

Ölüm;

Öğreneceklerine doğru bir yolculuk anı diyelim.


Doğum;

’’ hoş geldin.’’


Kötü;

Sıkıntıların boşlukları doldurduğu ,dengeleyici etkide,vücudunun ürettiği uçucu zehrin.

İyi;

Özün de var olan asaletin.

Aşk;

inancının büyüklüğü ile beslenen zevkin.

Nefret;

bilmen gerekenlerin olduğunun alarmını veren hissin.

Hiçlik;

inatla herşeyin bir zıttı olmalı fikrin,fikirlerinle dinlenirsin.

Boşluk;

doldurmaktan hoşlandığın açık çek'in.

Bilim;

hakkında daha çok şey bilmeni sağlayacak olan rehberin.

Din;

Sonsuzluk da ucan zihninin ellerini tutan zikrin.

Ahlak;

beynin ve kalbin ile sevdiğin en son halin.

Sevgi;

işte o tamamen sensin.

Sen;

çok güzelsin.

insan diledi,oldu

1 y o r u m
Dünya'da artık herkes büyük düşünüyor...

Bir sistem yaratıldı ve sonsuz enerji kaynağı olarak evren gösterildi...

Peki, sonsuzluğun enerjisini aklımızı karıştıran bir sistem olarak algılayan zihnimiz daha henüz yarattığı sistemin algıları dahilindeki haritasını çizememişken ve bu kadar çok umudu evrene yüklerken yine aynı bencil duyguyla hareket ettiğinin farkında mı? Bu duygudaki düşünceyi çocuk yaşlardaki beklentilere benzetebiliriz; ebeveyninin gücünün sınırlarını bilmeyenin iştahlı isteklere benzer bir aşırılıkla yapmış olabilir mi?

Acaba herkes evrenden aslında ihtiyacından çok israf ederek mi diledi? Evrenin fertleri ondan kaldırabileceklerinden fazlasını mı dilediler acaba? Bunu kendilerine hak mı gördüler? Adına iyimserlik mi dediler?

Bu şunun gibi bir öyküye dönüşüyor: “Benim babam zenginmiş, o zaman ben neden çalışayım ki? İsterim o da bana verir... “

Sistem çöker mi? O sonsuz iyimserliğimizle her şeyi evrenden isterken onu hep güçlü kılmak için ne yaptık? İnsan sistemini kurarken kalbindeki inançla düşünsel boyutta yaptığı yatırımlar ne kadar güçlü ve tutarlıydı?

İnsan yarattığı her şeyi bir gün bitecek şekilde tasarlar; bunu istemeden yapar. Ölümsüzlüğe inanmamak beşeri hayatta onun kaderidir; buna karşın kendini bir tür inanç sistemi kurmaktan alamaz. Bu inanç sistemlerinde algılarını çıkarları doğrultusunda biçimlendirir; ya bu dünya ya da öbür dünya için dua eder.

Peki “şu an” için ne diyebiliriz?

Geçmişte ya da gelecekte yaşayarak içinde bulunduğumuz zamanda olup biteni kavramamız çok güç. Bilimsel verilerin bize öğrettiği madde kavramı sonsuz bir değişim içinde hala değişim geçirmekteyken ve herşey maddeye bağlıyken biz kafalarımızı göremediğimiz yöne çevirerek anı kaçırmaktan öteye gidemiyoruz. Bizim şimdiki zamanda yaşananları görebilmemiz için gereken bakış açısını engelleyen güçlerin amacı gelişmişliğin içinde bulunacak yaşam gücünü eşit pay etmemek olabilir mi?

Diktatörel etkinin tasarılarını totaliter bir tavırla dayatmasıyla oluşan egosal gücün nihai hali kabul ettirdiği bir dünya anlayışı içinde yaşıyor olmak insanları bugüne kadar gerçek mutluluğa ulaştırabildi mi?

Bu tanıma uygun kimleri tanıyoruz?

Dünya haritası üzerinde çizilmiş sınırların liderleri yaşadıkları coğrafya altında şekillenen yaşam biçimleri üzerinde kültürel farklılıkları vurgulamışlardır. Kültürlerle belirlenen yaşam formları zihinlerde de sınırlar oluşturmuştur; böylece önyargısı bol bir yabancılaşma hareketi başlatılarak insanlar tanımadığı yaşam biçimlerini tanımak yerine birbirine biraz daha uzak tutulmuşlardır. Bilinmeyene karşı kurgulanan bütün senaryolarda insanlar aynı biyolojide farklı formlara uydurulmaya çalışılmıştır. İleri genetik mühendisliğinin eseri olan insanoğlu kendi gezegeninde ırklara ayrılmış, bunun sonucunda bölünen inançlar evrenin bütünlüğüne zarar verecek çatışmalara sebep olmuştur.

İnsanları birbirinden uzaklaştıran her yaşam biçimi beraberinde insanların yaşam dualarında birleştikleri ortak hayat enerjisini de farklı noktalar üzerine çekmiştir. Aynı toprakları paylaşanlar olduklarını unutmak belki bir gün uzaydan gelecek ziyaretçiler karşısında onlara kendilerini çıplak hissettirecektir, bu komedi yalnızlıklarını dindirecek olsa bile...

Her topluluğa başka bir koreografi belirlendi, daha sonra da bu karmaşık problemin ebedi harmonisi istendi. Bunun üzerine edebiyatla sanatta nefes alındı, felsefede hacim kazanıldı, matematikle mantıklar cebirleştirildi fakat yine de dünya nimetlerini paylaşmak yerine ihtiyaç duyulana sahip olmak için savaşlar yaşandı. ‘’Basit’’ olan,’’kolay’’ olan ile karıştırıldığı için insanlar hayatı kendilerine zorlaştıracak sonsuz yaşam varyasyonu içinde zamanı iyi kullanmayı başaramadı.

Bununla birlikte, insanlığın tembelleri ayıklamak için atıldığı bu olasılıklar havuzundan çabalayarak kurtulanlar basit çözümlere hala ulaşamayacak kadar yorgun düşürülmüştür; bunalmış zihinleri yüzünden
yaşamlarını tartışma halinde sürdürmek insanlık tarihinin karakterini belirlemiştir. Dikte ettirilen hayat içinde yaratıcı farkındalığını kaybeden insanlar bu kaos içinde basit çözümlere ulaşamayıp kendilerini bu zorlayıcı güce teslim edegelmişlerdir. Totaliter güçler altında yaşamını sürdüren insanlık, haklarını merak etmeyecek kadar düşünce tembeli olmuş ama yüksek bir egoyla, herşeyi biliyormuşçasına, anlamadığı dünyayı idare ettiğine inandırılmıştır.

Diktatörler asıl amacı fazla düşünmezler. İnsanlara gerçekleri değil sadece gücün neleri değiştirebileceğini göstermek isterler. Hırs onların düşmanıdır ama buradan beslenmekten başka çareleri yoktur. Bu gerçeği diktatörlerde izlemleriz: bu düşman oldukları her şeye karşı elde ettikleri zaferle karınlarını doyurdukları andır, hem de midelerini bozacak kadar. Dikte edilen şey bir halkın ya da tüm insanlığın huzurunu, yaşam standartlarını, ruh ve beden sağlığını yitirtecek kadar hırsın ateşiyle olsa bile unutulmaması gereken şey azmin hırstan daha sabırlı olduğudur.

Peygamberler bir arabuluculuk rolünü üstlendiler. Bu arabuluculuk maddi ve manevi dünya arasında bir uyum amaçlıyordu, ama onlar da ortak gaye içinde bölündüler. Filozoflar zihin açıcı olan düşünsel boyutlarıyla insanlara düşünme alışkanlığını kazandırmayı amaçlarlar. Her insanın bir fikir olduğu gerçeğini filozoflar kendi fikirlerini yaşam şekline dönüştürerek teorilerini sunarlar. İnsanlığın karmaşık gördüğü hayatı daha basit temellerden ele almayı denemiş, böylece fikirlerinde başlangıç noktasından varılacak noktaya kadar hiçbir olasılığı görmezden gelmemişlerdir. Hayatı çözümleyici kavramların üzerinden bir ana fikre varmayı amaçlayan felsefi tutumun en güzel yönü insanın sorgulamayı en çabuk geçmiş olmasını sağlamaktır.

Asıl amaç herkesin kafasındaki lambanın yanması. Bunun olabilmesi için özgür zihinler yetiştirmek gerekiyor ve bu uğurdaki öğretilerin sınırlarının belirlenmesi için yeterli veri insanoğlunun elinde. Dikte etmek sadece birilerini rahatsız edecek bir kabullendirişken neden hala rahatsız etme yolunda bir zafer amaçlanıyor? Zafer derin anlamı ile huzur verici bir mutluluğu paylaşmak iken ve bu dünyada insandan başka tanıdığımız bir karar mekanizması yokken neden hala zafere gidilemiyor? İnsan henüz kendi isteklerindeki mutlu sona güvenemiyor, yani mutluluğu içine sindirememiş bir ırk olarak ona kavuştuğu an ondan sıkılmaktan korkuyor olabilir mi? Yoksa insanlık tarihinde şu andaki zaman diliminin verilerine ulaşıldığında basitleşen denklem sonuca ulaşıldığını ve artık eşittir işareti ile farklı boyutlara yol almak gerektiğini gösteriyor. Mutluluğun gücü topluca kullanıldığı vakit oluşacak güzelliklerin açacağı boyut bizi evrende yalnızlık hissinden kurtaracak ve tek bir insan tasarımı ile arkamızda daha çok insan gücünü görmeyi dileyeceğiz.

Fanteziler ile oluşan inançlar ne kadar mutlu ediyorsa, gerçekler o kadar fantezinin kendisidir.

şeker portakalı 2 küçük prenses 5

0 y o r u m
_ ''dünya ne güzel bir yer dimi?''
- ''evet,herkes göremiyor bunu sanki''
_ ''bırak görmesin ibneler,bir gün görür onlarda''
- ''hayat o kadar güzel geliyor ki bazen bu kadar güzelliğe kalbim dayanmıyor sarhoş olmak istiyorum''
_ ''ne komiksin,insan daha güzel görmek için sarhoş olmak isterken''
(gülerler)
- ''ahh,ah bir bilsen''
_ ''söyle''
- ''hayatla hep sohbet içindeyiz,bana cevap verdiği zamanlar çok heyecanlandırıyor,seviyorum''
_ ''e ne güzel işte''
- ''çok ama''
_ ''ne mutlu''
- ''parçalara ayrımak istiyorum''
_ ''noldu be''
- ''(güler) moleküllerime ayrılmak,etrafa saçılmak,patlamak pof diye hayatla sevişip tekrar birleşmek istiyorum''
_ ''(gülümser) iyimiş,ne diyim sana''
- ''birşey deme,inan yeter''
_ ''sana mı?''
- ''bunu yapabileceğime''
_ ''tabi ki''
- ''(gülümserler)''
_ ''(gözler dalar) ahh şu ibnelikler olmasa çiçekler hep güzel kokacak''
- ''taktın ibnelere,bu agresiflik niye?''
_ ''bende bir ibneyim,ne demek istediklerini anlıyorum da ondan''
- ''sen iyi birisin kendine neden yüklendin şimdi,bence ibneler güneşin farkında olmayacak kadar mağaranın dibine dalmışlar''
_ ''iyi dedin,aynen öyle,bir de nem ile serinlik arasında ki farkı görseler tiksiniyorum vıcık sulu ortam sevicilerden''
- ''eh işte şimdi güneş üstümüzde bizde bu güzelliğin tadını çıkartırken niye kendine ibne dedin dimi ama''
_ ''ya bu aslında çocukluktan gelen bişey,ne zaman kötü bişey olsa kendimi suçlu hissederdim''
- ''heh,bende kendimi bu yüzden şeytan sanardım''
_ ''ne diyelim yüzeye geçelim,şeytan da bir melek :P''
- ''melekler kötü bişey olunca orda bütün iyiliklerini bırakırlar ve bir şeytana dönüşürler''
_ ''heh,iyice geyik olacak ama yapıcam anasını satim,bir yandan yanlış değil ikisinden de yarı yarıya yüklüyüz''
- ''tabi canım,zaten aslında beterden başlayıp bunun bize zarar verdiğini görmesek iyiliği kullanacağımız yok,ne acı dimi?''
_ ''didim''
- ''of canım yüzmek istedi''
_ ''benimde''