Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yukarı Düşmek

0 y o r u m
Burnundan içeri girip seni dağıtmaya çalışan nemli bir gecede
İlk kez kafayı bulduysan uzun süredir tanıdğın bir arkadaşla 
Ve kaybetmişsen kendini ancak dışarıdan müdahaleyle ne yazık ki
Başlar o zaman bulduğun ilk çimene kusmanı istetecek bir eğlence

Dönmüştür baktığın yer gökyüzüne 
Sırtını vermişsindir orada olmayan bir mermere
Ve bu güven ile lüzumsuz görünen bir yaşam sayesinde
Gam yemezsin ortadan kaybolmuş dikkatin gözlere görünmese de

Kendine söz verirsin bir daha yapmayacağına dair
Kendine yalan söylersin bunu sevmediğine dair
Kendine kızmazsın hatırladığında bir şeyler dün geceye dair
Kendine hak verirsin çünkü bunun hepsi üstüne sifon çekmekten iyidir

Işıkları kovaladığında arkanda belirirler 
Belki de bilemediğinden nereden geldiklerini
Karanlığa sığındığında,bakışlar üzerinde gezinirler
Belki de dilemediğinden asla böylesi bir tekilliği

Bizden Biri xD

1 y o r u m

Anlayan Anlayana

0 y o r u m
Çok coşkulyum,bugün bir şeyi anladım.Ne olduğunu bile bilmediğiniz sorular vardır ya,bu da o tarz bir soruydu işte.Evet,ben kotrol manyağı biriyim!İnsanların davranışlarını,düşüncelerini,önyargılarını kontrol etmekten sadistçe bir zevk alıyorum!Heheahehahihihihohohohoho...        Kendimle barıştım artık,harbiden. :D

(ama bu demek değil ki hep böyle kalacağım,zamanla kontrol manyağı olmayan birine dönüşeceğim elbette :p)

Lütfen...

0 y o r u m
Çamaşır ipine takılmış gibi dolanırken düşüncelerin
Sarkarken aşağı,kuzey ucundan,is kokan bu köhne sokağın 
Sallanırken ve ardından atlarken rüzgarın,damlayan pişmanlıkların
Parlarken ışıktan postunun altında,burnu havada bir güneşin
Lütfen kaybolma

Elektrik tellerine oturmuş kuşların kobalt rengi tüyleri gibi
Süzülüp,fokurdayan gökyüzünde savrulup da aklıma konar gibi
Dikenli gövdesine sarılıp uyumuşken,rüyamda kanadığım kırmızı güller gibi
Terkedilmiş hafızamın,yıkık dökük hatıralarında buram buram kokar gibi
Lütfen harcanma

Çatlak tavandan davetsizce akan bir misafir,yakar sigarasını
Üflerken yüzüme,sırıtırken kesilen nefesime,gizler kömürden yelpazesiyle dişinin kırıklarını
Çizer,dökük duvarlara,kaçış yollarını,izlerken alnımdan akan tuzlu feryadı
Bilir de bilmez,bana hediye ettiği demir bilezikleri,gelse de fazlasıyla sıkı,hala takılı
Lütfen hapsolma


Pat!

0 y o r u m
Beyaz balonlar görüyorum
Uçuyorlar
Başımın seviyesinde 
İpleri yok
Onun yerine birer omurga sarkıyor aşağı
Ucunda da sinirler
Evet
Pek bir sinirliler...

Bazılarında rujla güzel bir surat
Bazılarında motor yağıyla,sıkılmış dişler
Çizilmiş
Yakından bakmak istediğimde
Patlıyorlar
Görünmez dikenlerim batıyor
Omurgaları ayaklarımın dibine düştüğünde
Değersiz kemikleri her bir yana saçılıyor
Hatıra olarak aldıysam da birini
Düşten kasalarda çürüyor...

Kuklalarım varken
Oynardım bütün gün onlarla
Oynardım anlarca doya doya 
Kaldırmadan başımı uzun zamanlarca
Farkedememiştim halbuki
Benim de varmış pamuktan ipliklerim 
Uzanan,uzun ince parmaklara 
Güneşi çoktan batmış,
Ayı doğmuş da bulutlara sarınmış semalarda...

Pat!
-lamak,
iğnenin enine,boyuna bakmaz,
gelişine,gidişine bakmaz,
şekline,şemaline bakmaz,
onu kimin tuttuğuna bakar...
(junkie'yle bağımlı farklıymışmış,erkek lezbiyenler karışık işmiş,yemişim...)

Sinirsel Özürlü

0 y o r u m
-Bize mi dedin?
-Evet,size...
-Soruyu tekrarla lütfen.
-Siz,hiç gülümsediniz mi?
-Her zaman gülümseriz.
-Yanaklarınızda açtığınız kavisli yarıkları kastetmiyordum.
-Saygılı ol!Onlar bizim özürümüz.
-Nasıl özür?
-Biz böyle doğduk,o kesikleri kimse yapmadı.
-Neden diktiniz o zaman?
-Çünkü somurttuğumuzda daha da genişliyorlardı.
-Ve?
-Ve ağızımızın içine kan dolduğunda,boğazımız tıkanıyordu.
-Ya öksürdüğünüzde?
-Sürekli imzaladığımız kağıtlara sıçrıyordu.
-Anladım.
-Hayır,anlamadın.
-Efendim?
-Hala göremiyorsun.
-Neyi?
-Hiç dudaklarına dokundu mu birisi?
-Hayır,bunun konumuzla ne ilgisi var ki?
-Sus.Biz konuşuyoruz.Hiç merak ettin mi kendi yüzünü?Hiç baktın mı,bulduğunda,bir kase de olsa berrak suya?Hiç kalktın mı yataktan,yüzükoyun?
-Hayır...
-Bak,sen de gülümsüyorsun!
-Ama ben...
-Evet,sen,henüz dikmedin belki yüzünü ortadan bölen o iltihaplı yarayı ama,ilk ağladığın gün açıldı.Zaten hep orada olan ironin...Eminiz ki kendini komik bulacaksın.Eminiz ki artık bizden birisisin.

Gözyaşlarının Geldiği Yer

0 y o r u m
İki tanelermiş
Tek başlarına
Karşılaşmadan bir kez olsun
Gezerlermiş
Gözlerlermiş 
Kraterleri,çorak okyanusların dibindeki,
Dibi görünmez delikleri,izlerlermiş
Çemberden uçurumların köşelerini ezberlerlermiş
Arşın arşın dolanıp,aynı yere varsalar da ,bezmezlermiş
Biri bir kız,öteki de bir oğlanmış

Kız varla yok arası,incecik bir silüetmiş
Buzdan parmaklarıyla,buzdan dağları işaret edermiş
Hep,oraya gitmek istermiş,ancak geldiği yere dönemezmiş
Cam gibi gözlerinden arkasında bıraktıkları seçilse de,
Hatıraların o puslu havası kirpiklerinden hiç gitmezmiş
Güneşi merak edermiş,
Ancak bakamazmış,gölgesi bile yokken,
Öylesi bir parlak ışığa dayanamazmış

Oğlan pek bir biçimsizmiş,
Kırmızı en gözde renğiymiş,
Tutuşan zihninde başkalarına yer olmadığından belki
Havaya karışsa da buharlaşamazmış,
Kaynatacak suyu hiçbir yerde bulamadığından belki
Hakim olamadığı kalbini izlermiş,
Rüzgara tutulup ondan kaçar gibi olduğundan belki.

Karşılaşmışlar
Çakıldan okyanusların,
Çamurdan çöllerle buluştuğu bir sahilde,
Şaşırmışlar,
Baştan sona tekbaşına oldunduğunu sandıklarından herhalde
Bakışmışlar,
Görülecek hiçbir şey olmadığı halde

Yaklaştıklarında,
Oğlan üşümüş,ancak bu yepyeni bir hismiş,
Tanımadığı renkleri yaşamış,artık kordan ibaret olmayan aklında
Kız için fazla sıcakmış,ancak ısıya direnmiş,
Bakamadığı güneşi hissetmiş,kalmadan hiç utanç aklında

Sarılmışlar,
Biri donarken öteki yanmış,
İki hiçken,tek varlık olmuşlar
Üzerlerinde durdukları kupkuru toprak ıslanmaya başlarken,
Bir su birikintisine dönüşmüşler
Bir göl oluşmuş ayaklarının dibinde,
Ağlar gibi sevişirlerken,
Dudakları kenetlenmiş,
Yüzleri sıvılaşıp kaynaşırken,
Nehirler ve şelaleler belirmiş,
Okyanuslar kaplamış bomboş dünyalarını 
Ölen her şeyin geride bıraktığı tuzla karışıp
Akmışlar
Akmışlar
Akmışlar...

Mavi bir lekenin çevresinden,
Sarı kirpiklerin arasından,
Akmışlar...




Canımı Yakar Mıydınız?

0 y o r u m
Siz ve sizler
İnsanları bakire fahişelere döndürdünüz
Kendilerini unuttular
Ve hayatlarının ellerinden alındğını farketmediler
Dar bir sokakta gök gürlerken,şekeri elinden alınmış çocuklar kadar
Masum bakan bu insanlar...
Hayatlarını aldınız
Onlara sahte manzaralar verdiniz
Sahte kimlikler verdiniz
Plastikten hayaller ve,
Timsah derisinden çantalar...
Değerlerini yargıladınız
Suçlu buldunuz hepsini
Tek kişilik mahkemenizde
Müebbete çarptırdınız
Değerlerine el koydunuz
Dokunamadılar bile
Doğal olarak onların olana...
Aşırı doz verdiniz
Bu sentetik gerçekliğinizden
Bağımlı oldular,vazgeçemediler,kıvrandılar
Bazısı ölümü göze aldı,ve ölecekken gözleri açıldı
Çoğuysa,korkaktı zaten yedikleri dayaklardan
Sinmişlerdi kesik kulaklı bir köpek gibi
Doğdukları evin yıkıntılarında bir köşeye
Kementler fırlattınız hür düşüncelerine
Tasmaladınız ağlamaktan kızarmış görüşlerini
Zincirlediniz yaralı bedenlerini...
Paylaşamadınız
Size kimse öğretmediğinden belki
Çok kurnazdınız
Savaşlarda yetiştiğinizden belki
Hükmetmek çok tatlı geldi,
Hükümetlerinizin altın semerinde keyif çatarken
Tepeden bakarken ve gizliden gülümserken
Kan dökmek çok mantıklı geldi
Kalbiniz değil ama,kafanız çalıştığından belki...
Temel eğitim gereği,
Sorgulanması yasak,evrensel ahlak gereği,
Çehresi tabu,çıplak çirkinlikler gereği,
Nefret aşıladınız çocuklara
Büyüdüklerindeyse,
Mahkum ettiniz bir başka saçmalığa,
Paraya,
Mahkum ettiniz seçimler yapmaya,
Sadece kötü ve kötü arasından ama...
Arzuluydunuz,
Sevgileri kurutmaya,
Yürekleri yakmaya,
Akılları yıkamaya,
Siz,
Çok arzuluydunuz,
Bir ömrü daha yakmaya,
Bir sigara daha yakmaya...

Bir sigara yakar mıydınız?
Canımı yakar mıydınız?

İstedikleri Bir Şey

0 y o r u m
Düzgün insan ilişkileri kurmaya gayret ediyorum.
Soguk ve mesafeli olmayı denedim,
'Çok uzaktasın,sana gelemeyiz' dediler.
Sıcakkanlı ve yardımsever olmayı denedim,bolca da bağışlayıcı,
'Bana fazla iyi davranıyorsun,seni bozmak istemem' dediler.
İkisinin üçünün beşinin ortasını buldum,rol yaptım,güldüm,somurttum,ne gerkiyorsa,bütün kartları doğru oynadım,arkasından dünyaya baktıkları küçük delikten geçmeyecek şeyleri ittirmedim zorla...
Nedir yani?
Ne var?
Trajedi yaratanlar,kafayı benimle bozanlar,benimle tamir etmeye çalışanlar,önce bana sonra benden kaçanlar...
Üzgünüm ama çok salaklar.
S-a-l-a-k...
Herzaman bir şeyler istiyorlar.
Ne olduğunu kendileri de bilmiyorlar.
Bana da sormuyorlar,
Halbuki onların adına düşünmemi çok severler.
Bilemiyorum ki ben de,
Acaba soru soracak cesaretleri mi yok,
Yoksa yanıtları hazmedecek mideleri mi...
Küçük ağızlarından öyle bir tükürük fışkırıyor ki,
Yüzüme gözüme bulaşıyor.
Kafamın içinde ikinci bir burnum var,
Bana şöyle diyor;
    hepsi bok kokuyor,diğer zihinler bok kokuyor,boklarındaki akıl kafalarındakiyle yarışıyor...

-Beden...
-Efendim kafa?
-Ne yapacağız?Yalnız mı kalmak istiyorsun,arzularını yaşamak mı?
-Sen söyle.
-Yalnız kalmak istiyorsun...
-Evet.
-Ama çok yaklaşmıştık huzura.
-Birbirimizden uzaklaşmıştık.
-Buraya gel...Sarıl bana,onların hakettiklerinden fazlasını verdin.Özledim seni.
-Ben de seni.O zaman sarıl bana,bu omurga samanyolu gibi aksın karanlık gecelerde.Okyanus yüzeyinde titrek yansımasını izlediğin,yalnız gecelerde.Eriyip de gitmediğin,yanan gecelerde...

Fadır,San End Dı Holi Tost

5 y o r u m
İnsanlar daha homo erectus hâlindelerken,
Bu gezegende kayda değer 3 şey varmış;
Bir baba,
Ama baba ki ne baba,7 denizlerde görev yapmış bu baba,
Eeee...ama küçük bir ayrıntısı var,fazla derinlere gitmemiş,
İskelelerde takılırmış daha çok...
Bir oğul,
Bu oğul da o zamanlar çok revaşta olan afyon bağımlısıymış,
Ayrıyeten efendime söyleyeyim,'ters işler' yaparmış,
Bir de çok ama çok matah bi bok daha var imiş,
Tost!
Tost diyip geçemeyiz ancak,
Vaktinde sadece 1 adet varmış,
O da bu bizim baba'nın 'marifetiymiş',
Daha küçük bir çocukken küvet niyetine kullandıkları bir gölün içine yapıp kaçmışmış...
Oğul,bir zahmet eline koluna ve uçkuruna sahip çıkabildiği bir gün,bahsi geçen gölün dibine dalmış,
Bir de ne görsün,holi tost!
Öyle bir sevinç yaşamış ki,gözlaşlarına hakim olamamış,
Tostu yiyivermiş suyun içinde,
Babası da bunu görünce çok sinirlenmiş,
'Elalemin ***ini yiyorsun hadi anladık,benim tostumu yeme bari!' diye bağırmış,
O da,'bokluk yoksa tokluk yok' gibi bir laf etmiş...
Birkaç milyon yıl sonra da biz olmuşuz zaten,
Rivayete göre hepimizde şu 'tost'un bir kısmı var...
(Çünkü oğul,baba'dan gizlice,homo erectuslarla seksek oynamış.)

Toplum Seni Seviyor

0 y o r u m
Beni kim sevmiyor ki zaten ?
Tanrı beni çok seviyor
Öğretmenlerim beni çok seviyor
Devletim beni çok seviyor
Arkadaşım beni çok seviyor 
Milletim beni çok seviyor
Sülalem beni çok seviyor
Toplum beni çok seviyor
Sevmekten ölüp bitiyorlar hepsi!
Daha ne yaparız da severiz diye debeleniyorlar
Kendilerini tekmeliyorlar
Kucak açıyorlar bana
Anlamaya çalışıyorlar
Fedakarlık ediyorlar
Affediyorlar
İnsan daha ne isteyebilir ki?
O kadar şanslıyız ki,
Böylesine uyumlu bir düzenin içinde dünyaya gelebilidik!
Ne büyük bir nimettir bu,
Nazar değmesin İNŞALLAH!
Markalar beni çok seviyor
Yüzüm hep gülsün diye ne varsa üretiyorlar benim için
Bankalar beni çok seviyor
Paraya sıkışmayayım diye büyülü kartlar yapıyor!
İnsan daha ne isteyebilir ki?
Sevile sevile sevgi tomurcuğundan,
Sevgi ormanına döndüm,
Gelen,geçen,geçemeyen
Allah'in her hayvanı,
Üzümlerimi yiyor,
Oramda buramda geceyi geçiriyor,
Kemirip de beğenmiyor,
İçime sıçıp gidiyor,
Hayat ne güzel değil mi?
İnsan daha ne isteyebilir ki?

-hııhıhıhıhıhı...yAvrrum.(böyle ağız yamulturcasına,yYAawRoummm >.< )
(bir de bıyık altından olacak,p€zεvεnκ gibün...)

Kan Pası

0 y o r u m
Geceye uyandım.Kilometrelerdir yürüyordum,yanımda bisikletim vardı,ama nedense ona binmiyordum.Paslı tekerlekleri yanık toprağın üzerinde dönerken metalin tiz sesi kulaklarımı tırmalıyordu.İnsanlar gördüm,hayir,silüetler...Uzun boylu,ince,ama sanki içleri boştu.Neden hiçbiri yüzünğ bana dönmüyordu?Sadece ben bakmazken,hissediyordum benim için bir bilmece olan gözlerini sırtımda.Başımı çevirdiğimde gene yoktu,gene yoktular...Sarımtırak gökyüzünün altında,teller vardı çevremde.Kömürleşmiş,kanlı teller,gelişigüzel dağılmış.Cesaretimi topladım ve beli bükük,bir kadını andıran figüre yöneldim.Omzunun yanından uzattım başımı,bana bakmadı,sadece kanca burnunun ucunu görebildim.Merak ve biraz da bilinmeyenin verdiği korku ile çekip gidecekken,kaşımda gördüm onlardan birini.O kadar şiddetli bir bakıştı ki...Kaskatı kesildim,bir anda her yönümden atıldı üstüme dikkatleri,gözleri kapkara,ama canice ışıklar saçıyordu.Ağızları ardına kadar açılmış,kirli dişleri gözüküyordu.Keskindiler,uzun...Arkamı döndüm kaçmak için,ama nafile,soğuk nefeslerini yüzümde hissettim gene ve gene ve gene.Çığlıklar içinde koştum,uzaklaşınca biraz bisikletime bindim.Neden yanımda taşıdığını hatırladım sonra,yerlerde iskeletler doluydu,mermiler,kötü kokan yanmış şeyler,ve en sinir bozucu olanı,şu lanet dikenli teller...Durdum,güvende olduğumu düşüğümden miydi?Hayır.Gökyüzü kızıldı bu sefer de,yıkık dökük gökdelenler önümde dizilmişti,aramızda da nasıl oluştuğunu tahmin etmekten bile kaçındığım bir yarık...Küçüldüm sanırım,ya da onlar mı büyümüştü...

(bir zamanlar gördüğüm zincirleme rüyalardan birinin aynen aktarımıdır.)

Geç Mi Kalmışın?

0 y o r u m
Uyanmışın,
Yorgunmuşun,
Çıkamamışsın yatağından,
Kirli çarşafların altından.
Sıcakmış,
Sence güvenliymiş,
Rahatmış,
Hiç senin olmayacak bir annenin kucağı gibiymiş.
Ziller çalmamış,
Kimse arayıp sormamış,
Halbuki bekleyenler varmış,
Bölük pörçük bir akşamdan kalmış.
Odanın tavanında dolaşan,
Böcekler varmış,
Antenleri manzarana yapışan,
Gözlerini kapatmışın,
Kendine uyur taklidi yapmışın,
Hayaletler tarafından kovalanmışın,
Açık tenli bir omuzu yalamışın,
Bir yerlere,
Birilerine,
Geç mi kalmışın?

Çok Hızlıydı

0 y o r u m

Çok hızlıydı rüyaları,
Gece çabucak bitiyordu,
Serinliğinde şifa bulamadan daha,
Gündüzün okları canını çok yakıyordu,
Yeşil ve mavi alevleri,
Gözünün içine bakıyordu,
Gergin iplerinde beklerken,
Kendilerini soluyordu.
Çok hızlıydı mekanlar,
Yetişememişti bir kez olsun,
Çevresinden akıp giden dünyaya,
Yakalayamamıştı bir kez olsun,
İçe dönük bakışlarıyla,
Kaçırmıştı tüm renkleri ve şekilleri,
Buharlaşmış vizyonunda.
Çok hızlıydı yerçekimi,
Ayakta durmak imkansızdı,
Bir hayaldi bu sisten kurtulmak,
İçinde boğulduğu,emeklerken,
Her an yıllanan ve tutmayan dizlerinden,
Zor oluyordu yere bu kadar yakınken,
Kaçmak,son kadar yakında gömülü mayınlardan.
Çok hızlıydı delilik,
Aydınlık ve karanlık karışmıştı,
Alacakaranlıktan başka sevgilisi kalmamıştı,
Bilmeyi unutmuştu,
Özlemeyi unutmuştu,
Öğrenmeyi unutmuştu,
Unutmayı unutmuştu,
Zihni her ileri atıldığında,
Kendi kuyruğunu ısırıyordu,
Pulları dökülürken,
Kendisine dolanıyordu,
Takılıp düşüyordu,
Zaten düşkün değilmiş gibi,
Kendini kandırıyordu..............................................................................................

Işıkları açın!
Görmek istiyorum,
Kırmızıyı,
Görmek istiyorum,
Laciverti,
Görmek istiyorum,
Eflatunu...
Işıkları açın!
Kör gözlerimle,
Duymak istiyorum,
Gizlenen hisleri...
Ölmek istiyorum,
Yaşamak için tekrar,
Ve tekrar!

Vacio

0 y o r u m
Titretişimi hisset!
Altında dalgalanan kumu seyret,
Söz geçirilemez bir boğa gibi
Hoplayıp zıplamasını seyret,
Kızgın bir serabı tekmeler gibi
Yerden yükselen kayalara bak,gel,beni takip et
Görüyor musun karalıklarında yansımanı,
Hatırlıyor musun boşluktaki yalnızlığını?
Çıplaklığını ve tutsaklığını,
Senin için inşa edilmiş bir evrendi,
İnanmaya devam etmense onu besleyendi...

Bana bak şimdi, ama gözlerini sakın açma,
Korkabilirsin kesiklerimden.
Hiçbir şeyi bedelsiz sanma,
Kaçarken sözde özgürlüğünden...

Batıyoruz işte,
Rüzgar derinlerden eser burada.
Dökülüyoruz,zamanın iki parçacığı gibi,
Altın renkli çölümüz akarken sonsuza,
Bir kumsaatinde gibi.
Obsidyan taşlar ufalanırken,
Baştan birleşiyorlar çok daha berrakça,
Yaralarım kapanırken,
Kaynıyorlar tertemiz ve safça.

(Vacio[es.] vakum demektir.)

Zihin Bulantısı

0 y o r u m
Böyle bir şey olmalı...

Ağzından Çıkanı Kulağın Duysun

0 y o r u m
Dilini bir çatala sardın
İyice gerilip de kanayana kadar
Ve parlak metalin üzerinde akışlarını izledin
Küt parmaklarına bulaşırken al al
Kendine acı çektirmenin neresi güzel?
Aslında acını çeken benken...
Birden çektin geriye
Dilin çözüldü ve yığıldı önüme
Kapana kısılmış bir hayvan gibi titredi
Aşırı dozdan kıvranan bir insan gibi inledi
Üstüme saçıldı tüm ironileri
Ve hiç bitmetmeyen şikayetleri
Bunda hiçbit yön yoktu komik
Ne de en azından muzdarip
Benliğim burkulurken 
Pek de dik duramadım karşında
Çöküp ağlarken
Pek de sırıtamadım aslında

Üzüm Suyu

0 y o r u m
Boynun ağrırken ter kokan kıyafetlerini düşünürsün
Önünde olmadıgı halde karşına bakarken gözlerini hatırladıgın birinin.
Üzüm suyu dolu bardağın yeni boşalmıştır
Ve televizyondan yüzüne sıçrayan ışınlar yakar derini.
Aklına gelip durur travestileri canlandıran erkek oyuncular
Epeydir gitmediğin bir sinemanın perdesine yansımayı bekleyen.
Ardından bıkarsın bir anda tüm bu kasvetli bulutlardan
Söylemiş olmana rağmen,sevdiğini yağmurları.
Bıkmışındır sadece belki de üşümekten
Ve özlemişindir ilk defa  parlayan güneşi.
Ya da diliyorsundur bu sene rengini değiştirmeyi
İtiraf etmesen de istediğini başkasına güzel görünmeyi.
Geniş yapraklı bitkilerin damlattığı sarı sıvıya takılır kalırsın
Karıştırıp durdugun burnunda buldugun sümüklere benzetip bayılırsın.
Uyandığında gözüne kaçan güneşe küfredersin tekrar
Tüylü atkın da boğazını kaşındırırken,
Bilmemkaçıncı uykuna dalarsın sonra zaten.

Istanbul,Bir Karmaşa

0 y o r u m
Herkes karmaşadan hoşlanmak zorunda değil efendim.Ben zihnimdeki karmaşadan kurtulmak için o kadar kafa patlatmışım,ama bedenim bu karmaşadan kurtulamayacak,öyle mi,daha neler...Kalabalık olması yaşam tarzımdan ötürü işime gelmiyor değil,ancak bir sürü sınırla dolu.Paranız varsa çok eğlenebilirsiniz,gerçi bu geç vakitte sokakta olduğunuz için taciz edilmenizin,boğazınızın kesilmesinin,ve bitmek bilmeyen başka şeylerin başınıza gelmesinin önünü kesemez.Gündüzleri diyelim,paranız yoksa gene,sürünüyorsunuz.Neden,çünkü burası avrupalıların şehri aslında,türk halkı olarak da çok güzel kabulleniriz zaten her şeyi,Çırağan Sarayı'na 'Cıragan Palace' deriz,bir şişe suyu 3 liraya,bir tabak yemeği de 25liraya satarız!Neden,çünkü ingiliz,fransız abilerimiz,ablalarımız öyle istiyor.Lüks olsun istiyorlar,kendi,refağa ereli çok olmuş şehirleri gibi olsun,istiyorlar...Istanbullu diye bir şey var mı acaba?Benim babam nevşehirliymiş,annemin olayı daha da karışık,sahi,ne yapıyorum ki ben burada...Kokuşmuş insanlarının arasında sıkışa sıkışa günler geçiyor,kokuşmuş zihniyetinden yüzüm buruşuyor...'Ama Istanbul gibi şehir var mı kiiiiiiiiiii?' diyenler olacaktır,bence yok,tam bir fahişe,parasını verirseniz güzel zaman geçirirsiniz,vermezseniz,eh,sizi sokağa atar bir don bir gömlekle...Buna katlanmak zorunda değilim,birileri düşünsel anlamda pandiklenmeye de çok alışmış diye onların zırvalarına boyun eğmek zorunda da değilim.Şimdi bu konu nereden çıktı diye merak ediyor olmalısınız,Vancouver'in (Kanada) fotoğraflarına bakıyordum,o kadar...insancıl görünüyor ki...Tamam,Kanadalılar yavru fokları öldürüyor olabilir,biz de bebeklerin yüzüne sinek ilacı sıkıyoruz allah aşkına!İnsanlar annelerinin karnını delik deşik ediyor,ve kadıncağız merdivenlerden aşağıya kendi kanında kayarak düşerken kimse gıkını çıkarmıyor!Hayran olduğunuz fahişenizle iyi uykular hepinize!

Eklenti:
Istanbul dediğiniz yer,coğrafik anlamda bir yarımada-anadolu yakasından bahsetmiyorum şu an için-,bunun bilinmeyen o kadar çok yeri var ki...Şehir merkezinde yaşamayı başaranlar,Şişli'den sonra ne gelir bilmiyor.Beylikdüzü dedin mi aval aval bakıyorlar,boğazlarına cahillik mi kaçmış ne?'Ay bizi ilgilendirmez,biz çok mesuduz KemerCountry'de,zaten villamız da var,bi de köpek işte rahatız yani,herkesi de biz düşünemeyiz ki canım...' tarzında şahsiyetler kadar hiçbir şeyden iğrenmiyorum.Umursamıyor olabilir,ama bunu doğru düzgün söylesin.Sosyal bilince sahip olmayan,başkalarının sırtından geçinip sonra da gecekondulardan ve leş yiyen sokak hayvanlarından izole edilmiş,katledilmiş bir ormanın ortasında göt büyütüyorum desin.O zaman saygı bile duyarım,en azından kendini biliyor derim.Bazı yerlere taşıt bile yok,kimsenin haberi de yok,sonra derler,'Ayol bi yılbaşını kutlamaya gittim Taksim'e,cüzdan,telefon,anahtar ne varsa yürütmüşler,nereden geliyor ki bunlar,kovsunlar Istanbul'dan ya,elit bir yer burası!'...Ben sana söylerdim güzelim nereden geliyor,ama tepki çekmek istemiyorum,senin gibi olmayan tek tük insan biliyor nereden geliyor bunlar,onlardan öğrenirsin belki bir gün.Ya da onlardan biri seni güzelcene bayıltır da sen mışıl mışıl uyurken mekanına götürür,hem sana da sürpriz olur uyandığında.Silivri'de derme çatma bir apartmanın bodrum katında bulursun kendini,elin kolun bağlı....Siz hala,2010 kültür kenti diyin,sonra İtalya'dan başka yerlerden de gelinler,damatlar gelir,onları da tabutta gönderirsiniz geri.Pehh...

Gökyüzünde Yüzüyorum

0 y o r u m
Uyandığımda,
Ayaklarımı bir halatla bağlanmış,
Ve kendimi başaşağı buldum,
Burnum kaşınıyordu,
Çünkü kesik bileklerimden akan kan yüzüme damlıyordu.
Çok güzeldi,
Gökyüzü karanlık bir okyanus gibi,
Sanki içinde yüzüyordum,
Yıldızlar şekiller oluşturmuşlardı,
Parlak ve rengarenk denizanaları,
Dokungaçları arkalarında tembelce ilerlerken,
Kendileri de danseder gibi süzülüyorlardı,
Sıfır kelvinlik uzayda,
Tüm kanunlara aykırı bir canlılıkla.
Yukarı baktım,
Kumdan bulutlar vardı tepemde,
Sıcaktan kızarırken,
Lanet okuyan bir yılan gibiydi tıslamaları,
Bir yerlerde buzdan dağlar gördüm,
Lacivert gökte süzülen,
Kesikleri vardı onların da,
Yanaklarında,
Üşümüş gibiydiler,
Sokulmuş gibi birbirlerine,
Somurtmaları bundan mıydı acaba...
Ters dönmüş adalar vardı yukarılarda,
Ve eteklerine tüküren ağızları,
İçlerinden kırmızı ejderler fırladı üzerime,
Ama tuttu bir tanrıça kuyruklarından,
Ve çekti gerisin geri deliklerine.
Elleri pulluydu,
Mavi taşlar ve elmaslardan yapılma,
Kuyrukları vardı saçlarında,
Kıvrak ve şiir gibi salınmalarıyla,
Göz kırptı bir an bana,
Hiç acımayacak dedi,
Sıçradı ıslak karanlıktan,
Attı bir takla en burgulusundan,
Halat kesildi bileklerim gibi,
Gözyaşları donmuş o buzdan dağların yanakları gibi,
Yükseldim,
Ya da düştüm,
Uçmuş olabilirim,
Ya da boğulmuş,
Karşımda kendimi gördüm,
Dalgaların arasından bana doğru gelen,
Serinliği hissettim,
Ve hiç,
Acımadı...